Şefkat ve Farkındalık Üzerine

Şefkat ve Farkındalık Üzerine

Blog

Danışanlarımla konuşurken, karşımda mesleğini eline almış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, hatta yaşlanmış insanlar oturuyor gibi görünüyor. Ancak zamanla ilişkimiz derinleştikçe ve onları daha yakından tanıdıkça, gözlerindeki ifadeyi çözmeye başlıyorum. Dışarıdan yetişkin gibi görünseler de, aslında bana bakan gözlerin bir çocuğa ait olduğunu fark ediyorum. Bu, yalnızca danışanlarım için geçerli bir durum değil. Zaman zaman arkadaşlarımda, ailemde ve hatta aynaya baktığımda kendimde bile benzer bir hisse kapılıyorum. Günlük hayatımdaki sorumluluklarım, kıyafetlerim, alışkanlıklarım ya da damak zevklerim değişse bile dünyayı aynı gözlerle izliyorum. Çocuklukta yaşadıklarım, olaylara verdiğim tepkilerde hâlâ bir şekilde yankılanıyor.

Hepimizin hayatında farkındalık yaratan ufak anlar vardır. Benim için böyle bir an, eski bir kamerayı açmamla başladı. Evde uzun süredir kenarda duran kamerayı bir gün açmaya karar verdim. Çok eski bir model olduğu için sistemi çalıştırmak epey zordu. Ancak sonunda açmayı başardım ve içinde bir kaset buldum. Kaseti oynattığımda, bunun 2004 yılına ait okuma bayramımı kaydettiğimiz bir kaset olduğunu gördüm. Videoda, annemin kalabalık içinde beni bulmaya çalıştığını fark ettim. Nihayet annem beni, ben de kamerayı bulmuştum. O sırada folklor oynuyordum; üzerimde folklor kıyafetleri vardı ve gözlerimde koyu bir korku… Başta bu korkunun annemi kaybetme endişesi olduğunu düşündüm. Ancak kamerayı fark ettikten sonra bile o korkunun gözlerimden kaybolmadığını fark ettim.

Bu video, çocukluk anılarımı bir bir hatırlamamı sağladı. O gün folklor oynamak, benim için hiç kolay bir şey değildi. Hafif disleksi belirtileri gösteren bir çocuk olarak, adımları takip etmek ve ritmi yakalamak benim için oldukça zordu. Ayrıca hata yapmaktan korkan, mükemmeliyetçi bir anneyle büyümüştüm. Bu da çocukluk dönemimdeki kaygılarımı daha da artırıyordu. Kaygı, benim için bir rutine dönüşmüştü. O gün, okuma bayramı gibi özel bir etkinliğin bile beni mutlu eden bir anıdan çok, kaygı verici bir hatıra olarak kaldığını fark ettim. Gözlerimdeki o koyu korku, bu kaygının bir yansımasıydı.

Bu farkındalık, bana hayatımı yeniden değerlendirme fırsatı verdi. Yetişkin bir birey olarak, çocuk Beyza’nın gözleriyle dünyaya baktığım anlar hâlâ oluyor. Bu anlarda, küçük Beyza’nın neye ihtiyaç duyduğunu, onu neyin güvende hissettireceğini sorguluyorum. O dönemde istediği güvenceyi ve sevgiyi sağlayamamış olsam da, bugün ona şefkat gösterebilmek elimde. Bu farkındalık, yalnızca geçmişe değil, bugüne de ışık tutuyor. İnsan, bazen kendine şefkat göstermekte zorlanabiliyor. Ancak çocuk Beyza’yla temas etmek, ona şefkat göstermek, bugünkü halime göre çok daha kolay ve anlaşılır bir yol.

Bu nedenle, çalışma masamın kenarında küçük Beyza’nın bir fotoğrafını bulunduruyorum. O fotoğrafa ara sıra bakmak, onunla bağ kurmak, bana çok iyi geliyor. O fotoğraf, kendime daha sevgi dolu ve anlayışlı yaklaşmamı hatırlatıyor. Danışanlarımla bu konu açıldığında, onlara da aynı yöntemi öneriyorum. Kendi çocukluklarına dönüp o çocukla temas kurmalarını, ona sevgi ve şefkat göstermelerini tavsiye ediyorum. Bu yöntemi deneyen danışanlarımdan aldığım olumlu dönüşler, bu yaklaşımın ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Belki sizin de içinizdeki çocukla temas kurmaya, ona sevgi ve şefkat göstermeye ihtiyacınız vardır. Çocukluğunuzdaki kendinizi hatırlayın; onun neye ihtiyaç duyduğunu düşünün. Bu süreç, bugünkü hayatınızı anlamlandırmak ve iyileştirmek için harika bir başlangıç olabilir. Bir deneyin; bakalım, kendi küçük halinizde neler bulacaksınız?